Mutlu's profile[♥] MuTLu YıLdIz ◦°°◦..!...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    müzik.-ilahi dinleyin

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

       

    Image Hosted by ImageShack.us            Image Hosted by ImageShack.us
    Bu içeriği görüntülemek için en son Flash sürümünü karşıdan yükleyin
     

            Ezanlar dinmez Bayrağımız inmez.
     bayrakcihantrkolsunctocj2bayrakcihantrkolsunctocj2

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us            Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us


                   

     
         

              

     

       

     

    y1pXdwWN5wNh2_v1YJAkNqDtkPZAIY0g2nmKjM9l1xxt1RGKNlzc6Y2tx-L2ZxCFV4MMRpMluEoYB4

         

     

          linklere tıklayın gazetenizi okuyun

       

     
    f_sehitlerimim_5a1aff8 

       

     
    f_sehitlerimim_5a1aff8 
     
       
     y1pXdwWN5wNh2_v1YJAkNqDtkPZAIY0g2nmKjM9l1xxt1RGKNlzc6Y2tx-L2ZxCFV4MMRpMluEoYB4

    Alanı göster                Alanı göster

            Bol yıldızlı değil, AY YILDIZLI BAYRAK  altında saf tutan herkesi.ALLAH korusun ve yüceltsin...  

                vatan namustur,şereftir,sevdadır,aşktır,candır,kandır.vatana sahip çıkmak imandandır

      

     
      BİR ELİMDE SİLAH BİR ELİMDE KUR-AN

    BAK GELDİ DİYORLAR ŞEHİTLİK SIRAN

    BABAM DAHİ OLSA KARŞIMDA DURAN

    ÖNCE VATAN SONRA VATAN

    bayrak2sagdan ASKER ASKERbayrak2sagdan

    Photobucket  

     

        

    istiklalyk3im1

     

     

     ASKERMehmetASKER MehmetASKER
      
    bayrak2sagdan ASKERMehmet ASKERbayrak2sagdan

      | www.islamisevda.com | www.islamisevda.wordpress.com | www.islamisevda.cm.to | www.islamisevda.tr.cc | www.islamisevda.spaces.live.com Tüm hakları gizlidir. 2008©

     

     

    Bismillahirrahmanirrahim

    ஐ๑(-_-)๑ஐ๑(-_-)๑ஐ๑(_FLOWER&ROSE_)๑ஐ๑(-_-)๑ஐ๑(-_-)๑ஐ

    Zengin:ÇokMalaSahipOlanaDenmezZenginKalbiOlanaDenirKalbZenginliğindenMahrumOlanKimseNeKadarGenişServeteSahibOlursaOlsunYineFakirdirTamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdirKalbiZenginOlanKimsedeNeKadarFakir Olsa Herkesin Nazarında Muhteremdir...
     
    Image Hosted by ImageShack.us

    red2dh2dbar1mx2ns9mg0rs6red2dh2dbar1mx2ns9mg0rs6 

    ஐ๑*~Ne KaDaR TuTaBiLiRsIN GüL UgRuNa DiKeNi~*๑ஐ

    Asalet вσу∂α değil ѕσу∂α olmalı,

    İncelik вєℓ∂є değil  ∂iℓ∂є  olmalı,

    Doğruluk ѕöz∂є değil öz∂є olmalı,

    Güzellik уüz∂є değil уüяєкdє olmalı!  

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır.Kulluk; her an Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmek ve Onun Resulüne tam tâbi olmaktır.
     
     
     
    Aç
     İnsanların kalbini yapmaya çalışın
    * Bir gün zamanın sultanı Mevlana Halid-i Bağdad-i hazretlerinden dua istiyor. Buyuruyor ki:
    Elbette sultanlara, valilere, idarecilere dua ediyoruz. Fakat, tebaanız arasında zulüm görmüş-yapılmış biri varsa, benim duam kabul olmaz. Çünkü, kâfir olsun, mümin olsun mazlumun duası ve bedduası makbuldür ve bizim duamızın önüne geçer. Onun için siz insanların kalbini yapmaya çalışın.

    * Kul hakkı çok mühim. İnsan şehit olsa, Cennetin kapısına kadar gider. Kul hakkı ödenmedikçe Cennete giremez. İhsanı ilahi, Allahü teâlâ şehitlerin kul haklarını helalleştirecek.

    * Muhyiddin-i Arabi hazretlerini rüyada görmüşler etrafı çok kalabalık derecesi çok yüksek, büyük nimetlerin içinde. Demişler efendim siz nasıl bu kadar büyük nimetlere kavuştunuz? Buyurmuş ki, dünyada benim gıybetimi yapanlar, düşmanlar çok fazla, onların bu yaptıkları sayesinde burada derecem durmadan yükseliyor.

    * Az tamah çok zarar getirir.

    * İslamiyet’in yayılmasına mani olmayan sevilir.

    * Başı çürük olanın sonu da çürüktür.

    * İlim emanettir mülk değil.

    * İki şey, göz kan ağlasa geri gelmez: Gençlik ve sohbet-i salihin.

    * En makbul amel, en gizli olanıdır.

    * Kalbimizin ilacı La ilahe illallah, bedenimizin ilacı istigfardır.

    * Yalancıyla arkadaşlık etme, dostlarını senden uzaklaştırır, düşmanlarını sana dost gösterir.

    * İki rekat namaz, bir dua, az bir sadaka kaza-kaderi değiştirir.

    * Allahü teâlâ, ne yaptığınızı görüyorum, biliyorum diyor. Onun gördüğü bilindiği halde ikiyüzlü olmaya lüzum yok. İhlas; içini de dışını da temizlemek demektir.

    * Gazneli Mahmut Asya Fatihi, Ebul Hasan Harkani hazretlerine; efendim bana bir kısa nasihat eder misiniz, diyor. Buyuruyor ki: Namaz kıl, haramdan kaç, cömert ol, merhametli ol. Bu dördünü yaparsan beşinciye ihtiyacın olmaz.

    * Büyüklerin ruhaniyetlerinden istifade için, inanmak şart, görmek şart değil. Onları görmek bazen tehlikeli olur. Allah korusun, kendini bir şey zanneder, mahvolur.

    * Ne zaman insanlar her günahı sıkılmadan işleyip, Allah gafururrahim’i çok söylerse, hep bunu söylerlerse, bu, o zamanın ve o insanların çok bozuk olduğuna alamettir.

    * Ölmeden evvel ölünüz. Bu nasıl olur? Öyle bir şekilde inanacaksınız ki ölmüş, fakat acımışlar birkaç dakika müsaade etmişler. Böyle düşünüp, ona göre yaşayacaksınız.

    * Ahir zamanda fitne fesat çok olur. Dili tutup, bir şeye karışmamalı. Herkesin arasında olursunuz ama ha var ha yok. Var mı yok mu belli değil. Böyle olma
     

    © 2008 Microsoft Corporation

    All rights reserved

      Tüm hakları saklıdır

       Ziyaretçi Sayısı  

     

     

    Hoş Geldiniz Efendim. Konuk Defterine Ulaşmak İçin Lütfen Tıklayınız.
      
     
        ๑۩۞۩๑Mutlu Yıldız۩۞۩๑   

     ๑۩۞۩๑http;//emirbaki.spaces.live.com ๑۩۞۩

    kirmizi4.gif

     

    Hayat Kısa,

    Kuralları Yık,

    Kolay Affet,

    Kalpten Sev,

    Kahkahalara Boğul,

    Ve Yüzünü Güldürmeyi Başaran Hiç Bir Şeye Sırtını Dönme...

     

    Cute Image

    İNSANLAR

    328113727411rdze5  

    İnsanlar vardır;üstü nilüferlerle kaplı,
    Bulanık bir göl gibi...
    Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
    Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı
    İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı...
    Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
    Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!
    001dvi1001dvi1  
    İnsanlar vardır derin bir okyanus...
    İlk anda ürkütür,korkutur sizi.
    Derinliklerinde saklıdır gizi,
    Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız,
    Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

    001dvi1001dvi1  
    İnsanlar vardır,coşkun bir akarsu...
    Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
    Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
    Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
    Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
    001dvi1001dvi1  
    İnsanlar vardır sakin akan bir dere...
    İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
    Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
    Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

    001dvi1001dvi1  
    İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
    Her biri başka bir karaktere sahip.
    Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
    Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...

    001dvi1001dvi1  

    İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
    Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
    Dibini görürsünüz her şey meydanda.
    Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
    İçi dışı birdir çekinme ondan.
    Her sözü içtendir, her davranışı candan...

    328113727411rdze5   328113727411rdze5  

     


     
        

     

     
     

    Her Zaman Her yerde cimbombom

     

    ŞAMPİYON GALATASARAY

         

     


     

    GALATASARAYIN KURULUŞ TARİHÇESİ

    Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.

    Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.

    Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.

    1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir.

    Türk olmayan takımları yenmek

    Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır:
    "1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.

    "Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."

    Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.

    Kurucu Listeler

    1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 13-Abidin Daver.

    1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülend Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.

    Renklerin öyküsü

    Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den dinleyelim:
    "Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.



    Galatasaray Dergisi`ne bize sağladıkları içerik için teşekkür ederiz.

     


     


     

      UEFA Kupası Galatasaray’ın

      Galatasaray UEFA Kupası Şampiyonu olarak 77 yıllık Türk Futbol Tarihi’nde yepyeni, pırıl pırıl bir sayfa açtı. İngiltere’nin deneyimli ekibi Arsenal’i penaltılarla 4-1 yenen Galatasaray, Avrupa Kıtası’nın iki kupasından birini müzesine taşıyıp Türkiye’nin futboldaki gururu oldu. Arsenal önünde Hagi’nin kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalan Sarı-Kırmızılılar, penaltılarla zafere ulaştı.

      Gerçekten de Galatasaray ile Arsenal buraya hak ederek gelmişler. Herkes Yıldızlar topluluğu Arsenal karşısında Galatasaray’ın alanına çekileceğini düşünüyordu. Ancak oyun başlayınca tersi oldu. Gol arayan taraf Türkiye’nin başarılı temsilcisi Galatasaray’dı. İngiliz ekibi Arsenal, karşısında ne olursa olsun gol diyen bir takım bulunca, kontrollü oynamak zorunda kaldı. Arsenal, Galatasaray’ın orta alanından gelen akınlar karşısında vakit kaybetmeksizin dörtlü defans ve dörtlü orta sahaya dönmek zorunda kaldı. Maçın ilk tehlikeli atağının yaratıcısı Arif’ti. Yine ilk korneri Galatasaray kullandı. Arsenal ise Taffarel’in kalesini, 10.dakikada Henry ile yokladı. Bundan sonra sahada amansız bir taktik savaşı izlendi. 15.dakika dolarken Hagi’nin pasına Arif’in şutu vardı. Parken Stadı’ndaki onbinler ayağa kalktı.

      34.dakikada Overmars’ın köşeye giden topunu Taffarel güçlükle kornere atarken, ilk yarının tartışmasız en önemli fırsatını 42. dakikada Arif yakaladı. Hakan Şükür’ün Ümit’e, Ümit’in de Arif’e uzattığı topu önünde bulan deneyimli oyuncu, zor olanı yaptı ve topu auta gönderdi.

      İkinci yarıda görüntü değişmedi, gol arayan, koşan yine Galatasaray olunca, Arsenal umudunu ani kontrataklara bağladı. Bu bölümün ilk tehlikeli atağında Okan-Hakan Şükür paslaşması, Galatasaray’ı bir kez daha golle burun buruna getirdi. Seaman’la karşı karşıya kalan Hakan, topu çerçeveye gönderdi, ancak yan direk sarı-kırmızılıların kupayı tutmasına izin vermedi.

      Maçın sonu yaklaştıkça, iki takımında gol isteği üst düzeye çıktı. Ümit, Okan ve Hakan Şükür, yakaladıkları fırsatları değerlendiremediler. Arsenal ise, Overmars ve sonradan oyuna giren Kanu ile gol aradı. 90 dakikanın son şansı yine Galatasaray’a geldi. Hagi’nin düşürülümesiyle kazanılan frikiği Hakan Şükür kullandı. Ancak top yan direği sıyırıp auta gidince karşılaşma uzatmaya kaldı.

      Uzatmanın ilk bölümünde Galatasaray, sahanın en deneyimli isimlerinden Hagi’nin kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kaldı. Fatih Terim zorunlu değişikliğe gitti ve yorulan Suat’ın yerine Ahmet, fırsatları cömertçe harcayan Arif’in yerine Hasan Şaş sahaya dahil oldu. Her iki ekibin futbolcuları yorulsa da başa baş mücadele sürdü. Maçın ilk uzatma bölümü de golsüz geçildi. Rakibinin bir kişi eksik kalmasından yararlanmak isteyen Arsenal, atağı daha çok düşündü. Ancak iyi kapanan Sarı-Kırmızılı takım, eksik oynamasına karşın 120 dakikayı yenilmeden bitirdi. Heyecan doruk noktadaydı. Penaltı atışlarında hata yapan kupayı kaybedecekti. Hatayı Arsenal yaptı. Galatasaray’ın kullandığı 4 penaltı da gol olurken (Ergün, Hakan Şükür, Ümit,Popescu), Arsenal iki penaltı (Suker,Viera) kaçırdı. Penaltı atışları sonunda gelen 4-1’lik üstünlük, Galatasaray’a UEFA Kupası’nı getirdi. Türkiye’nin Avrupa kupalarındaki yüz akı Sarı-Kırmızılılar, bir ilke daha imza attı. Kupanın kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay teknik direktör Fatih Terim’e aitti. 10 kişi kaldıkları zaman bile hiç heyecan yapmadıklarını belirten Terim, ÒOyuncularımız gerek taktik, gerek anlayış, gerekse mücadele açısından bu kupayı çoktan hak ettiÓ dedi.

      Bu kupanın Türk futbolunun önünü açacağını söyleyen Fatih Terim, ÒHer zaman aynı ülkelerin takımları kupaları kazanamaz. Uyumlu bir yönetim, başarılı bir kadro ve en önemlisi birbirlerine kenetlenmiş bir millet ile yapamayacağımız hiçbir şey yok. Tüm ülkenin bize kilitlendiğini biliyorum. Bundan kısa bir süre önce çok büyük acılar yaşamış milletimize bu kupayı hediye ediyorumÓ diye konuştu.

      Kutlama mesajları

      Galatasaray’ın Kopenhag zaferinin ardından bir kutlama mesajı yayınlayan 10.Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer, ÒGalatasarayımızın bu büyük başarısı, aynı zamanda ülkemizin, her alanda dünya ile yarışma kararlılığının anlamlı bir göstergesidirÓ dedi.

      TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut da yayınladığı mesajında, Avrupa kupalarında zaferden zafere koşan Galatasaray’ın başarılar zincirine bir yenisini daha eklediğini belirterek, UEFA Kupası’nı tarihimizde ilk kez ülkemize kazandıran Galatasaray’ın bu başarısının büyük mutluluk, kıvanç ve onur kaynağı olduğunu ifade etti. Başbakan Bülent Ecevit mesajında, ÓUEFA Kupası’nı kazanarak Türk futbol tarihinde bir ilke imza atan Galatasaray futbol takımının bu başarısı ulusumuza değerli bir armağın olmuş ve hepimizi sevindirmiştirÓ dedi. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ise Galatasaray’ı kutlayarak, Galatasaray’ın UEFA Kupası final maçında İngiltere’nin Arsenal takımını yenerek, Avrupa Şampiyonu olmasının Türk milletine büyük bir gurur ve mutluluk yaşattığını keydetti.

     

     

     

     

                              

                                                          

    Alemin kralıymış sarı civcivler, şampiyon olacakmış bordo hamsiler, avrupa fatihiymiş kara fatmalar, alemin tek kralı ultra aslanlar!
    Duygular vardır anlatılmayan sevgiler vardır kelimelere sığmayan bakışlar vardır insanı ağlatan insanlar vardır ki asla unutulmayan,işte sende onlardansın!!!
    Hayat yokuşunu tırmanırken, karşılaştığınız insanlara iyi davranın çünkü inişte yine onlarla karşılaşacaksınız!!! 
     Rüzgarın Kemanını Çaldığı Ve Damlaların Pencereye Vurduğu Soğuk Bir Gecede, Yatağına Uzanıp Hayalini Kurduğun Tüm Güzellikler Senin Olsun Sevgilim..Sevgide fedakarlık yolunu bulamayanları asla gönül kapınızdan içeri sokmayın.
    Ayrılık küçük sevgileri öldürür, ama büyük sevgileri güçlendirir. Tıpkı rüzgarın mumu söndürüp, yangını körüklediği gibi...

     

    HERZAMAN HERYERDE CİMBOM

    bizboleyiz2.jpg052.jpgmaptalex_1_.jpggotfb.jpgmikeusta_alemmanset.jpgmikeusta_cbt.jpgmikeusta_mhayvanlar.jpg

    NEFES ALMAKTIR BAYRAM Resulullahin (s.a.v) Duasi-

     

                      Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...

     


     Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...

     Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...

     Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

     Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

     * * *

     Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

     Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...

     Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.

     "İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...

     * * *

     Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.

     Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.

     Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...

     * * *

     Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
    Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

     Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
    Her gününüz bayram olsun!


          


     

    99 MiLYAR SALAVATI ŞERİFE KAMPANYASI

       

    YOLUNA CANIMIZ FEDA
     

       
     
     
     
     
     
     
     
        
     
    “Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah Teâlâ ona cennet yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki balıklar bile âlimlerin bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Bir âlimin sadece ibadetle uğraşan bir kimseye üstünlüğü, on dördüncü gecesinde ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler altın gümüş değil, sadece ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu ilim mirasına konan kimse, çok büyük bir kısmet kazanmış olur”
                  
                          

    Resulullahin (s.a.v) Duasi

    Resulullah efendimiz, (s.a.v.) Veda haccinda, "Veda hutbesini" bitirdikten sonra Bilal-i Habesi hazretleri, ezan-i serifi okudu. Butun Eshab-i kiram, huzur ve husu icinde dinlediler.

    Peygamber efendimiz (s.a.v.) , namazi kildirdiktan sonra devesine bindi. Cebel-i Rahme'nin dibine varip kayalari onune alip, kibleye donerek vakfeye durdu. Herkesin vakfeye durmasini emretti. Daha sonra: "Hayir, ancak ahiret hayirdir." buyurdu.

    Mubarek ellerini gogus hizasinda kaldirarak, butun peygamberlerin yaptigi pek faziletli olan su duaya basladi. Bizlere, bu sekilde dua etmemiz icin isaret buyurmus oldu:

    "Allahu tealadan baska ilah yoktur. O birdir. Esi ortagi yoktur. Mulk, O'na aittir. Hamd, O'na mahsustur...

    Ey Allahim! Kabir azabindan, kalbin vesvesesinden, islerin daginikligindan sana siginirim!

    Ey Allahim! Ruzgarlarin getirdigi afetin serrinden sana siginirim! Ey Allahim, gozumde bir nur, kulagimda bir nur, kalbimde bir nur yarat! Ey Allahim, gogsume genislik ver, isimi kolaylastir!

    Ey Allahim! Kalbe vesvese veren seytandan, islerin karisikligindan, kabir fitnesinin serrinden, gecenin getirdigi seylerin serrinden, gunduzun getirdigi seylerin serrinden, korkunc ruzgarlarin getirdigi afetlerin serrinden, zamanin nobet nobet gelen mihnet ve belalarinin serrinden sana siginirim!

    Ey Allahim, sagligin hastaliga cevrilmesinden, birden bire gelip catacak azabindan ve butun gazabindan sana siginirim!

    Ey Allahim! Beni hidayetine ulastir. Gecmisimi, gelecegimi bagisla! Ey bas vurulacaklarin en hayirlisi! Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en cok vereni!

    Ey Allahim! Sen, sozumu isitiyor, yerimi goruyor, gizli, acik neyim var ise biliyorsun. Islerimden hic biri sana gizli degildir. Ben caresizim, yoksulum. Senden yardim ve eman diliyorum.

    Korkuyorum. Kusurlarimi itiraf ediyorum. Bir caresiz, senden nasil isterse, ben de oyle istiyorum. Zelil bir gunahkar, sana nasil yalvarirsa, ben de oyle yalvariyorum.

    Yuce huzurunda boynunu bukmus, senin icin gozlerinden yaslar bosanan, senin ugrunda butun varligini zelil eden, senin icin burnunu topraklara surten bir kulun sana nasil dua ederse, ben de oyle dua ediyorum!

    Ey Rabbim! Duami kabul buyurmaktan beni mahrum eyleme. Bana Rauf ve Rahim ol! Ey istenilenlerin en hayirlisi ve verenlerin en keremlisi!..

    Ben, sana her an muhtacim. Senin ise, bana hic ihtiyacin yok. Sen, ancak yaratanim olarak beni bagislar, affedersin.

    Ey duacilarin dualarini kabul eden! Ey umit baglananlarin en ustunu! Islamiyet ve Muhammed (aleyhisselam) uzerindeki himayen hurmetine sana yoneliyorum. Benim butun suclarimi bagisla! Beni su durdugum yerden butun hacetlerimi yerine getirmis, dileklerimi ihsan buyurmus, temennilerimi gerceklestirmis olarak dondur!..

    Bizler, topluca senin Beyt-i Haram'ina geldik. Su buyuk Mesair'de vakfeye durduk. Su mubarek yerlerde hazir bulunduk. Umidimiz, yuce katindaki sevab ve mukafata nail olmaktir. Umidimizi bosa cikarma Allahim!"

    Resulullah efendimiz, bu duadan sonra vakfe yapti. Aksam uzeri:

    "Bugun, dininizi sizin icin ikmal eyledim. Uzerinize olan nimetimi tamamladim ve size din olarak Islamiyet'i vermekle razi oldum (Maide suresi: 3) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.

    Boylece, Islam dini ikmal bulmus oldu. Bildirilmemis, aciklanmamis hicbir emir, yasak kalmadi. Kisa bir muddet sonra da bu fani dunyadan ayrildi.

    Allah O'nun sefaatine nasip etsin bizleri...
    Amin!
    Göklerde ve yerde olan herşey O'nu tenzih ve tesbih eder.(Haşr suresi)
     
             

    GÜZEL SÖZLER

    GÜZEL SÖZLER

     

    2899639yelroseglbql62899639

    İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
    Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım
     göğe ererdi.(İmam-ı Azam)
    İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.
    (İbni Haldun)
    Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz
    bağışlamak,ancak

    Allah’ın işidir. (Mevlana)

    Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)
    Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak
    demektir.(Mevlana)
    Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir.
    (Kaşgarlı Mahmud)
    Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla
    beraber şerefinizi de

     kaybedersiniz. (Hz. Ali r.a)
    Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk
    etmektir. (Hz. Ebubekir)
    Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a)
    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır.
    (Yahya bin Muaz)
    Her gecenin bir gündüzü vardır.
    (Hz. Ali r.a)
    Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen
    onun esiri olursun. (Hz. Ali r.a)

    902006tdxyuiqc09


    Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
    Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez.
     
     (Hz. Esma)
    Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür.
    (Hasan-ı Basri)
    En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır.
    (Malcolm X)
    Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar.
    (Mevlana)
    Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden
    daha çok benzer.

    İbni Haldun)
    İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa
    geri dur. (Mevlana)
    Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali r.a)
    Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.
    (Mevlana)
    Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder.
    (İmam Gazali)
    Hayat, iman ve cihaddır.
    (Hz. Hüseyin (r.a)
    Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her
     kötülüğe

    katlanmalıdırlar. (Hz. Ali r.a)

    902006tdxyuiqc09
    Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz

    . (Şeyh Sadi)
    Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir.
    (Hz. Ali r.a)
    Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri
    aşmakla mümkündür.

    (İmam Gazali)
    Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor.
    (Abdulhamid Han)
    En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme,
    unutma ki ilik,

     sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)
    Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları 
     kalplerindedir.

     (Hz. Ali r.a)

    902006tdxyuiqc09
    Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir.  (Beyazidi Bestami)
    Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda

     olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir r.a)
    Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir.
     
     (Sadi)
    Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür
    ne de uçulur. 

    (Hacı Bayram-ı Veli)
    Zalimler için yaşasın cehennem.
     
     (Bediüzzaman Said Nursi)
    Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından
    lezzet alır.

     (Bediüzzaman Said Nursi)

    902006tdxyuiqc09
    Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)
    Kurdun elinden çobanlık gelmez.
    (Sadi)
    Eğri ok, doğru yol almaz.
    (Hz. Ali (r.a))
    Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici
    değildir. (Hz. Ali r.a)
    İnsanı maskara eden, dilidir.
    (Sadi)
    Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)
    Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider.
     
     (Hz. Ebubekir r.a)
    Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur.
    (Ahnef bin Kays)
    Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride
     
     kuzu gibi güdülmesinler.

    (Şeyh Sadi Sirazi)
    Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)
    Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları
    bütün tavukları alır.

     (Sadi)

    902006tdxyuiqc09
    Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali r.a)
    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından
    bir şey kaybetmez.

    (Mevlana)

     
    902006tdxyuiqc09
     
     YABANCILARIN DİLİNDEN  RESULULLAH (S.A.V)
     
    'İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer
    bütün sözler, onunkarşısında boş sözlerdir.’ Thomas Carlyle
     O’nun her sözü bir vecizedir.Prof.Dr.H. Mones
     O’nun davasında heyecanı asildi.
    Jane Pelo
    O Allah tarafından gönderilmiş bir hak
    peygamberdir.Aleksi Lovazon
    Ey şanlı arap!Aşk olsun sana....Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’
    G’la Faytt
    14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek
    hidayet resulüdür.Raymons Leronge
    902006tdxyuiqc09
    Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.
    Sosyolog V.D.Eratsen
    Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’
    Prof.Jules Masserman
    Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en
    üstün başarıya ulaşmış
     tek kişidir.Prof.Dr. Michael Hart
    Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.
    Tolstoy
    Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince
    tanımayanlardır.Gibson
    Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur.
     Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum. Dostyoyevski
    902006tdxyuiqc09
    Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan
     eleştiriler İslâm
    Peygamberi için yapılamaz   B. SMİTH
    Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok
    üzgünüm Ey Muhammed.
     Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş
    bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.
    Prens Bismark
    Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir
     adım atamaz. Biz
    Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son
     basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe
     yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir. Geothe
    Hz.Muhammed insan olması itibari ile bütün
    insanlık onunla övünür.
     Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek
     en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.Shebol
    902006tdxyuiqc09
    Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim.
    Benim görüşüme
    göre onu insanlığın kurtarıcısıolarak tanımamız lâzımdır.Bernard Shaw
     İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün
    acaba ondan daha
    büyük bir insan bulunur mu?Lamartine
    Herkesin itiraf etmekten çekindiği şeyi ben haykırıy
    orum. Hz. Muhammed
    hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir devrimcidir. Knematirul
    18 Ağustos

    YÖNÜMÜZ KIBLEYE KALBİMİZ NEREYE?

    YÖNÜMÜZ KIBLEYE KALBİMİZ NEREYE?

    bedirhanvedilan71193728nv2avauser_90186bedirhanvedilan71193728nv2 
      
     Kemal Süleymanoğlu 
     
    Dua için ellerimizi açtığımızda, namaza kalktığımızda, evimizi düzenlerken, cenazemizi
    kabre koyarken dikkat ettiğimiz; otururken, kalkarken, yatarken her zaman ve her yerde
    yöneldiğimiz bir kıblemiz var. İçimizdeki yönle aynı olan kıblemiz. Mekke'deki Mescid-i
    Haram'daki Kâbe... Bunun ne büyük lütuf olduğunun farkında mıyız? 
    Namaza durduğumuzda Mekke'ye yöneliriz. Orada bulunan Kâbe'ye; yani yeryüzünün
    ilk mescidine, Beytullah'a, Allah'ın evine yöneliriz. Yüce Mevlâ, kıbleyi Kudüs'deki
    Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Mescid-i Haram'a, Kâbe'ye çevirdiğini Hz. Peygamber
    s.a.v. Efendimiz'e namaz esnasında bildirmişti. Hatta namazın iki rekâtını Kudüs'teki
    Mescid-i Aksâ'ya doğru kılmış, tam o esnada vahiy gelmişti. Hemen Mekke'ye Mescid-i
    Haram'a yönelmiş, arkasında namaz kılan cemaat de onunla birlikte yönlerini Mekke'ye
     çevirmişlerdi. Haber birkaç gün içinde her tarafa yayıldı. Bütün müslümanlar artık
    Mescid-i Haram'a yönelerek namazlarını kılıyorlardı. Rasulullah s.a.v. Efendimiz'e
    itaat etme konusunda en ufak bir tereddüt geçirmemişlerdi. Bunun yanında münafıklar
    başta olmak üzere, gayr-i müslimlerden bazı kişiler dedikoduya başlamışlardı.
    Kalplerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilen Yüce Mevlâ, onların durumunu
    Rasulullah s.a.v. Efendimiz'e şöyle haber vermişti: 
    725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i            725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i           725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i
    İnsanlardan bir kısım sefihler şöyle diyecekler: ‘Onları yöneldikleri kıblelerinden çeviren
    ne ki?' (Rasulüm) de ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru olan yola hidayet
    eder. Böylece biz, sizi adaletli ve dengeli bir ümmet kıldık ki insanlara (hem dünyada
    hem de ahirette) şahitler olasınız, Peygamber de size şahit olsun. Daha önceden
    yönelmiş olduğun kıbleyi kıble tayin etmemiz, sadece Rasul'e tabi olanlar ile ökçeleri
    üzerine geriye dönenlerden ayırmamız içindir. Bu, Allah'ın hidayet ettiği kimselerden
    başkasına elbette ağır gelir…” (Bakara, 142-143) 
    İbadetlerde bir noktaya yönelmenin hakikatini ise Yüce Rabbimiz şöyle ifade buyuruyordu: 
    “Yüzünüzü doğu ve batı yönüne çevirmeniz iyilik değildir. Hakiki iyilik, Allah'a, ahiret
    gününe, meleklere, kitaba ve nebilere iman eden; malına olan sevgisine rağmen onu
    akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere veren; namazı
    hakkıyla kılan, zekâtı veren, verdiği söze sadık kalan; sıkıntı, hastalık ve savaşın şiddetli
    anında sabredenlerin iyiliğidir. Onlar sadık ve takva sahibi olanlardır.” (Bakara, 177) 
    “Doğu da batı da Allah'ındır. Hangi tarafa yönelirseniz, Allah'ın vechi (yani sizin yönelişinize
    muhatap olacak şekilde O'nun zatı) oradadır (yani O, her tarafta karşınızdadır). Allah
    vasidir (her şeyi rahmetiyle kapsar), alîmdir (her şeyi bilir).” (Bakara, 115) Böylece
    Allahu Tealâ, hayatımız boyunca dikkat etmemiz gereken büyük bir ölçüyü bize
    bildirmektedir. O da ºudur: Sadece şekilde şartları yerine getirmek, sadece dış görünüşü
    düzeltmiş olmak yeterli değildir. İbadetlerimizde Kâbe'ye yönelmemiz hatta Kâbe'nin
    dibinde veya içinde bulunmamız yeterli değildir; kalplerimizdeki niyetlerimiz, Allah'a karşı
    hassasiyetimiz yani takvâmız önemlidir. 
    725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i           725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i             725020ohoeoxk24i725020ohoeoxk24i
    Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz'in şu mübarek sözleri bu hakikati özetler: 
    “Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz. O sizin kalplerinize ve amellerinize
    bakar.” (Müslim, İbn Mace) “Ameller, niyetlere göre değer kazanır.” (Buharî) 
    Evet, ibadetlerimizde ve işlerimizde öncelikle dikkat etmemiz gereken, gönlümüz ve
    niyetimizdir. Fakat bu, şeklî şartların veya dış görünüşün hiçbir önemi olmadığı anlamına
    asla gelmez. İnsan olarak dış görünüşe kolayca mağlup oluruz, şeklî şartları yerine
    getirmeyi asıl gaye haline getirebiliriz. Yüce Mevlâ, böyle bir zaafa düşmememiz için
    ibadetlerimizde ve yaşayışımızda mananın önemli olduğunu bize bildiriyor. Bundan
    sonra şeklî şartlara da riayet etmemizi istiyor. 
    Cenab-ı Mevlâ, kıbleye yönelmekten maksadın ne olduğunu yukarıdaki ayetlerde ifade
    buyurduktan sonra, ibadetlerimizde Kâbe-i Muazzama'ya yönelmemizin farz olduğunu
    da şöyle ferman buyuruyor:“Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına
    çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakikattir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    (Evet ey Rasulüm!) nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.
    Sizler de nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü o tarafa çevirin ki, zulüm yapmaya
    şartlanmış olanların dışındaki insanların size karşı hiçbir delilleri kalmasın. Sakın
    onlardan korkmayın, yalnız benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım
    da doğru yolu bulasınız.” (Bakara, 149, 150) Kıble, hem kalbimize hem kalıbımıza gerek…
     SEMERKAND DERGİSİ 2004 KASİM
    ..
                                      
     
     
    picture</A

    picture<img

    Photobucket - Video and Image Hosting

    picture  

    Güzel Sözler.


    İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)

    Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)

    İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. (İbni Haldun)

    Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. (Mevlana)

    Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)

    Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)

    Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir. (Kaşgarlı Mahmud)

    Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))

    Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)

    Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a))

    Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)

    Her gecenin bir gündüzü vardır. (Hz. Ali (r.a))

    Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))

    Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)

    Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)

    Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)

    En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)

    Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)

    Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)

    İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)

    Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))

    Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)

    Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)

    Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))

    Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))

    Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)

    Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))

    Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)

    Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)

    En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)

    Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))

    Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)

    Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))

    Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)

    Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)

    Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)

    Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)

    Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)

    Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)

    Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))

    Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))

    İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)

    Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)

    Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))

    Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)

    Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)

    Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)

    Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)

    Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))

    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)

    Spacesımıza Hoş Geldiniz...

     

    SPACESIMIZDA HOŞ BİR GEZİNTİ DİLERİM..                                                                                                        mutlu.yildiz03@hotmail.com

                                                                                                                                                                                                                                         

    12tl.gifbismEB.gif 12tl.gif

    cooltext50320207vx.gif
    allah_birdir.gif

    cooltext150651699do.png 

    mutlu.yildiz@hotmail.com

           mutluyildiz03@gmail.com      

    Click for Amasya, Turkey Forecast    
     

     

     
     
     

    “Benim kalbim temiz” demek yeterli mi?

    Günümüzde, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum, hep onlar için hayra koşuyorum.” diyen nice insan vardır. Halbuki temiz kalbin, öncelikle Allah’ı (cc) inkardan, tereddütten, şirkten arınmış olması gereklidir. İçinde küfrün kol gezdiği bir kalb ne kadar insanca davranışlar içinde de bulunsa temiz olamaz.

    Aslında insânî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak hem o değerleri gerçek yüzleriyle idrak etme hem de bu idrakin sürekliliği, insanın insanlığının esası olan îmâna bağlıdır. Îmân olmayınca bütün iyilikler, güzellikler, fazîletler ya yalan veya süreksizdir. Dolayısıyla da değersizdir. bu arada imanı amelsiz, ameli de imansız düşünmek istenilen faydayı vermeyecektir.

     

     

    (Allahü teâlânın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.) [Taberani]

    (Musibetler yüzlerin karardığı günde, sahibinin yüzünü ağartır.)
    [Taberani]
    (Hastanın günahları, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi dökülür.) [İbni Hibban]

    (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Gönderdiğim belaya sabreden, nimete şükreden, sıddıklarla beraber olur. Bunları yapmayan kendine başka Rab arasın!")
    [T.Gafilin]

    (Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.)
    [Buhari]

    (Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, kâmil mümin değildir. Çünkü beladan sonra bolluk, bolluktan sonra bela gelir.)
    [Taberani]

    (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.)
    [Tirmizi]

    (Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.)
    [İ.Asakir]

    (Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud dağı kadar günahı olsa da, hepsi affolur.)
    [Taberani]

    (Hak teâlâ buyurdu ki: "İzzet ve celalim hakkı için, dilediğim kulumun, malına darlık, bedenine hastalık vererek affetmedikçe dünyadan çıkarmam.")
    [Ruzeyn]

    (Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.)
    [Hakim]

    (Hak teâlâ buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.)
    [Hakim]

    (Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ insanları dert ile, bela ile imtihan eder.)
    [Taberani]

    (Afiyette olan, kıyamette, belaya maruz kalanlara verilen sevapların çokluğunu görünce,
    "Keşke dünyada iken derilerimiz, makasla kesilseydi" diyeceklerdir.) [Tirmizi]

    (Kul için Allahü teâlâ katında öyle bir derece vardır ki, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belaya müptela olunca, o dereceye kavuşur.)
    [Ebu Nuaym]

     

    BELALAR VE MUSİBETLER NEDEN GELİR?

     

    İmam-ı Rabbani hazretleri, insana belanın geliş sebeplerini sual ve cevaplarla şöyle açıklıyor:

    Sual:
    Enbiya ve evliya, hep dert ve bela içinde yaşadı. Halbuki, Şura suresinde, (Size gelen belalar, kabahatlerinizin cezasıdır) buyuruldu. Bu âyete göre, dertlerin çokluğu, günahın çokluğunu gösteriyor. Enbiya ve evliya olmayanın, çok sıkıntı çekmesi gerekirken dostlarına, neden dert, bela veriyor? Düşmanları neden rahat ve nimet içinde yaşıyor?
    CEVAP
    Dünya, zevk yeri değil. Ahiret, bunun için yaratıldı. Dünya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, ötekinin gücenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, ötekinde elem çekmeye sebep olur. O halde, dünyada nimetleri, lezzetleri çok olanlar, bunlara lazım olan şükrü yapmazlarsa, ahirette çok acı çekecektir. Bunun gibi, dünyada, tehlikelerden sakındığı halde, çok acı çeken mümin, ahirette çok lezzete kavuşacaktır. Dünyanın ömrü, ahiretin uzunluğu yanında, deniz yanında bir damla kadar bile değildir. Sonu olan, sonsuz ile ölçülebilir mi? Bunun için dostlarına merhamet ederek, sonsuz nimetlere kavuşmaları için, dünyada birkaç gün sıkıntı çektiriyor. Düşmanlarına, biraz lezzet verip, çok elemlere sürüklüyor.

    Sual:
    Allahü teâlâ, her şeye kadirdir. Dostlarına, hem dünyada, hem ahirette nimetler verseydi ve dünyada verdiği lezzetler, ahirette, bunların elem çekmesine sebep olmasaydı, daha iyi olmaz mı idi?
    CEVAP
    Bunun çeşitli cevapları vardır. Yedisi şöyledir:
    1- Dünyada, birkaç gün dert, bela çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlamazlardı ve ebedi nimetlerin kıymetini bilmezlerdi. Açlık çekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz. Acı çekmeyen, rahatlığın kıymetini bilmez. Dünyada bunlara elem vermek, sanki daimi lezzetleri arttırmak içindir. Bu elemler, bir nimet olup, cahil halkı denemek için, büyüklere verilen nimetler, elem olarak gösterilmektedir. Yabancılara elem şeklinde gösterilen, dostlar için nimettir.

    2-
    Belalar, sıkıntılar, cahil için sıkıntı ise de, bu büyüklere, sevdiklerinden gelen her şey, tatlı olur. Nimetlerden lezzet aldıkları gibi, belalardan da lezzet duyarlar. Hatta, bela sadece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için, daha tatlı gelir. Nimetlerde bu lezzet bulunamaz. Çünkü, nimetlerde, nefislerinin istekleri de vardır. Bela gelince, nefisleri ağlar, inler. Bu büyükler, belayı nimetten daha çok sever. Bela, bunlara, nimetten daha tatlı gelir. Bunların dünyadan aldıkları lezzet, belalardan, musibetlerden gelir. Dünyada dert ve bela olmasaydı, bunların gözünde, dünyanın hiç değeri olmazdı. Dünyanın acı olayları olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. O halde, Allahü teâlânın dostları, dünyada da, ahirette de sevinçlidir. Dertlerden aldıkları lezzetler, ahiret lezzetlerinin azalmasına sebep olmaz.

    Ahiret lezzetlerini gideren, cahillerin aradıkları lezzetlerdir. Allahü teâlânın başkalarına verdiği nimetler, dostlarına rahmettir. Onlara dert, elem olanlar da, dostlarına nimettir. Başkaları nimet gelince sevinir, dert gelince üzülür. Bu büyükler, nimette de, dertte de sevinçlidir. Çünkü bunlar, işlerin güzelliğine, çirkinliğine bakmaz, işleri yapanın güzelliğine bakar. İşleri yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olur ve tatlı gelir. Bu dünyada, her şey, güzel olan yapıcının işi olduğundan, dert ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olur. Kendilerine tatlı gelir. Allahü teâlâ, dostlarını her an, kendi arzusuna razı ettirip, zevk ve lezzet içinde tutuyor. Başkasına dert olan, dostlar için, cemal ve kemal oluyor. Bunların arzularını, arzu edilmeyen şeyler içine yerleştirdi. Dünya lezzetlerini, başkalarının aksine, ahiret derece ve lezzetlerinin artmasına sebep eyledi.


    3-
    Bu dünya, imtihan yeridir. Burada hak ile bâtıl; haklı ile haksız karışıktır. Burada, Allahü teâlâ, dostlarına sıkıntılar, belalar vermeseydi, yalnız düşmanlarına verseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihanın faydası kalmazdı. Halbuki, gayba iman etmek gerekir. Dünya ve ahiretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Hadid suresinin, (Allahü teâlâ, Peygamberlerine, gaybdan, görmeden, yardım edenleri bilmek için...) mealindeki 25. âyetinde, bu hâl bildirilmektedir. Dostlarını bela içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Dünya, imtihan yeri oldu. Dostları, görünüşte belada, gerçekte ise, zevk ve sefada. Peygamberlerin, düşmanlarla savaşması da böyle olurdu. Bedir’de Müslümanlar, Uhud’da kâfirler galip gelmişti. (Al-i İmran 140)

    4-
    Evet, Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Dostlarına hem dünyada, hem de ahirette rahatlık verebilir ama, âdeti böyle değildir. Kudretini, hikmeti ve âdeti altına gizlemeyi sever. İşlerini, yaratmasını, sebepler altında gizlemiştir. O halde, dünya ahiretin aksi olduğundan, dostların, ahiret nimetlerine kavuşmak için, dünyada sıkıntı çekmeleri gerekir. [Allahü teâlânın dostları, dertlere, belalara, tehlikelere karşı tedbir alır. Bunlardan kurtulmaya çalışır. Dayanılamayacak şeylerden kaçınmak, Peygamberlerin sünnetidir. Tedbirlere, çalışmalara rağmen başa gelen belalardan zevk alırlar. Dertlerden zevk almak, yüksek derecedir. Çok az seçilmişlerin yapacağı iştir.]

    ASIL CEVAP
    Dertlerin, belaların gelmesine sebep, günah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. O halde, dostlara, belalar, sıkıntılar çok gelirse günahları kalmaz. [Ama tevbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. Dert ve bela gelmesine lüzum kalmaz. O halde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalı.] Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalı. (İyilerin, iyilik sandıkları şeyleri, dostlar, günah bilir) buyuruldu. Bunların günah ve kusurları olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. Taha suresinin, (Âdeme önce söyledik. Fakat unuttu. Azm ile, karar ile yapmadı) mealindeki 115. âyet-i kerime bunu bildiriyor. O halde, dostlara gelen dertlerin, belaların, çok olması, günahların çok olduğunu göstermez, günahların çok affedildiğini gösterir. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur.

    Cehennemdeki çok şiddetli azapların, birkaç günlük sıkıntı ile giderilmesi ve günahların temizlenmesi için dünyada sebepler gönderilmesi ne büyük nimettir. Dostlara bu muamele yapılırken, başkalarının günahlarının hesabını ahirete bırakıyorlar. O halde dostlara, dünyada çok dert ve bela vermesi lazımdır. Başkaları, bu ihsana layık değildir. Çünkü, büyük günah işlerler, yalvarmaz, boyun bükmez, ağlamaz ve Ona sığınmazlar. Günahları sıkılmadan ve kasten işlerler. Hatta inat edercesine işlerler. Hatta, Allahü teâlânın ayetleri ile alay edecek, inanmayacak kadar ileri giderler. Ceza, suçun büyüklüğüne göre değişir. Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya dertleri ile affolunabilir. Fakat, günah büyük, ağır olur ve suçlu inatçı, saygısız olursa, bunun cezası ahirette sonsuz ve çok acı olmak lazım gelir. (Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler) buyuruldu. (Nahl 33)

    Cahiller, ahmaklar, (Allah, dostlarına niçin bela gönderiyor da, nimet vermiyor) diyerek, bu sevgili kullara inanmıyorlar. Kâfirler, insanların en iyisine de böyle söylerdi. (Kâfirler, bu nasıl Peygamber, bizim gibi yiyip içiyor, sokakta geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelir, yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yahut, Rabbi, para hazineleri gönderir veya meyve bahçeleri, çiftlikleri olur, istediğini yerdi dediler...) [Furkan 7]

    Böyle sözler, ahiret hayatına inanmayanların sözleridir. Cennet nimetlerinin, Cehennem azaplarının sonsuz olduğunu bilen kimse, dünyanın birkaç günlük belalarına, sıkıntılarına hiç önem verir mi? Bu dertlerin, sonsuz saadete sebep olacağını düşünerek, bunları nimet olarak karşılar. Belalar, sıkıntılar, sevginin, şaşmayan şahitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne önemi olur.

    6-
    Bela, kemend-i mahbubdur [sevgilinin, âşıkını kendine çekmek için gönderdiği kemenddir.] Âşıkları, sevgiliden başka şeylere bakmaktan koruyan bir kamçı gibidir. Âşıkları, sevgiliye döndürür. O halde, dertlerin, belaların dostlara gönderilmesi lazımdır. Belalar, dostları, sevgiliden başka şeylere düşkün olmak günahından korur. Başkaları, bu nimete layık değildir. Dostları, zorla sevgiliye çekerler. İstediklerini dert ve bela ile çekerler ve onu sevgili derecesine yükseltirler. İstemediklerini başıboş bırakırlar. Bunların içinden, sonsuz saadete layık olan, kendisi doğru yola gelip, çalışarak, uğraşarak, ihsana kavuşur.

    Görülüyor ki, seçilenlere, bela çok gelir. Çalışanlara, uğraşanlara o kadar çok gelmez. Bunun içindir ki, seçilmişlerin, beğenilmişlerin ve sevilmişlerin baş tacı olan Peygamberimiz, (Benim çektiğim acı gibi, hiçbir Peygamber acı çekmedi) buyurdu. O halde, dert ve belalar, öyle usta bir kılavuzdur ki, dostu dosta, şaşmadan kavuşturur. Sevgiliden başkasına bakmakla onu lekelemekten korur. Ne kadar şaşılır ki, âşıklar, hazinelere malik olsa, hepsini verip, dert ve bela satın alır. Aşk-ı ilahiden haberi olmayan, dert ve beladan kurtulmak için, varını yoğunu harcar.

    Sual:
    Dert ve bela gelince, dostların bazen üzüldükleri de görülüyor. Bunun sebebi nedir?
    CEVAP
    O üzüntü görünüştedir. Tabiattendir. Bu üzüntünün faydaları vardır. Çünkü, bu üzüntü olmasa, nefis ile cihad edilemez. Peygamberimiz vefat edeceği zaman, görülen sıkıntısı, nefis ile cihadın son parçaları idi. Böylece, son nefesi de düşman ile mücadelede geçmiş oldu. Ölüm anında en şiddetli mücadeleyi yaptı. İnsanlık sıfatları, tabiat istekleri kalmadı. Mübarek nefsini tam itaate, hakiki itminana getirdi.
    O halde, bela, aşk ve muhabbet pazarının tellalıdır. Muhabbeti olmayanın tellal ile ne işi olur. Tellalın buna ne faydası olur ve bunun gözünde tellalın ne kıymeti vardır?

    7-
    Bela gelmesinin bir sebebi de, doğru âşıkları, dost görünen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan âşık, beladan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakiki acı duymaz. Acı duyması görünüştedir. Âşıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun için, (Veli, Veliyi tanır) buyurmuşlardır.


    Allahü teâlâ kullarına zulmetmez
    Sual:
    Deprem, trafik kazası gibi sebeplerle birçok suçsuz kimse, ya ölüyor veya sakat kalıyor. Bazılarına da, hiç suçları olmadığı halde çeşitli belalar geliyor. Suçsuz insanlara böyle bela niçin gelir?
    CEVAP
    İmam-ı Rabbani
    hazretleri, (Mektubat)da buyuruyor ki:
    (Dertlerin, belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Size gelen bela, musibet, kabahatlerinizin, günahlarınızın cezasıdır. Bununla beraber Allahü teâlâ, bir çoğunu da affederek musibete maruz bırakmaz.) [Şura 30]

    (Ey insan, sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmekte, her dert ve bela da kötülüklerine karşılık olarak gelmektedir. Hepsini yaratan gönderen Allahü teâlâdır.)
    [Nisa 79]

    (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez, onları azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.)
    [Nahl 34]

    Görüldüğü gibi suçsuz kimseye bela gelmiyor. Herkes kendi cezasını çekiyor.
    Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası, Herkesin çektiği kendi cezası.

    Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:
    (Ümmetim şu on beş kötü hasleti işlediği zaman çeşitli belalara maruz kalır:
    1- Ganimet, çarçur edilir, yerinde harcanmaz.
    2- Emanete hıyanet edilir, ganimet kabul edilir.
    3- Zekat cereme telakki edilir.
    [Vermek istenmez, hile yolları aranır.]
    4- Erkek karısının sözünden çıkmaz. [Kılıbık olur.]
    5- Ana babaya isyan edilir, sözlerine itibar edilmez. [Geri kafalı, bunak falan denir.]
    6-
    Ana babaya sıkıntı verilir.
    7- Kötü arkadaşlara uyulur.
    [Ayıp olur diye çeşitli günah işlenir.]
    8- Camilerde yüksek sesle konuşulur. [Hutbeyi nutuk çeker gibi okumak da buna dahildir.]
    9- Kötüler, ehli olmayanlar idareci olur.
    10- Şerrinden, zararından korkulanlara ikram edilir.
    11- İçki içenler çoğalır.
    12- Erkekler haram olan ipeği giyer.
    13- Şarkıcı kadınlar çoğalır.
    14- Çalgı aletleri, müzik her yere yayılır.
    15- Önceki âlimler kötülenir.
    (Tirmizi)


    Tatlı nimetler, acı ilaçlarla kaplanmıştır
    Sual:
    Bela niçin gelir?
    CEVAP
    Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten, her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Cenab-ı Hak, hiç kimseye, sebepsiz bela göndermez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11]

    (Eğer Allahü teâlâ insanları küfür ve günahlarından ötürü dünyada cezalandıracak olsaydı, yer üzerinde tek canlı kalmazdı.)
    [Nahl 61]

    Demek ki müstehak olduğumuz belaların hepsi gelse, yeryüzünde insan kalmaz. İşlediğimiz her kötülüğün cezasını dünyada görmüyoruz. Çoğunu da Allahü teâlâ affediyor. İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği günahlar yüzünden veya günahsız da olsa derecesinin yükselmesi için. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Küçük-büyük her musibet, affedilecek bir günah veya kavuşulacak bir derece içindir.) [Ebu Nuaym]

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Dünya, ahirete göre deniz yanında bir damla gibi bile değildir. Dünyada birkaç gün dert bela çekilmese, Cennetin sonsuz lezzetlerinin kıymeti anlaşılmaz, ebedi sıhhat ve afiyet nimetlerinin kıymeti bilinmezdi. Açlık çekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz, acı çekmeyen rahatlığın kıymetini bilemez. Dünya bir anlık rüya gibidir.

    Rüyada çok şeylere sahip olsak, uyanınca elimize bir şey geçmese ne kıymeti vardır? Rüyada az bir sıkıntı çekersen, uyanınca ömür boyu rahat edeceksin denilse, bir anlık sıkıntıya severek katlanılmaz mı?

    Sıkıntılar çok acı görünse de, bunların nimet olduğu unutulmamalıdır. Bunun için sevilenlere dert ve bela yağmuru eksik olmaz. Bu tatlı nimetler, acı ilaçlarla kaplanmıştır. Akıllı kimse, bunun içindeki tatlı nimetleri görür. Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğner. Acılardan da tat alır. Hasta olan onun tadını duyamaz. Hastalık Ondan başkasına gönül vermektir. Hep tatlı yemeğe alışan, şifa verici acı ilaçtan kaçar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Nimete kavuşması için insana musibet gelir.) [Buhari]

    (Allahü teâlânın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.)
    [Taberani]

    (Musibetler yüzlerin karardığı günde, sahibinin yüzünü ağartır.)
    [Taberani]
    (Hastanın günahları, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi dökülür.) [İbni Hibban]

    (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Gönderdiğim belaya sabreden, nimete şükreden, sıddıklarla beraber olur. Bunları yapmayan kendine başka Rab arasın!")
    [T.Gafilin]

    (Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.)
    [Buhari]

    (Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, kâmil mümin değildir. Çünkü beladan sonra bolluk, bolluktan sonra bela gelir.)
    [Taberani]

    (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.)
    [Tirmizi]

    (Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.)
    [İ.Asakir]

    (Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud dağı kadar günahı olsa da, hepsi affolur.)
    [Taberani]

    (Hak teâlâ buyurdu ki: "İzzet ve celalim hakkı için, dilediğim kulumun, malına darlık, bedenine hastalık vererek affetmedikçe dünyadan çıkarmam.")
    [Ruzeyn]

    (Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.)
    [Hakim]

    (Hak teâlâ buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.)
    [Hakim]

    (Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ insanları dert ile, bela ile imtihan eder.)
    [Taberani]

    (Afiyette olan, kıyamette, belaya maruz kalanlara verilen sevapların çokluğunu görünce,
    "Keşke dünyada iken derilerimiz, makasla kesilseydi" diyeceklerdir.) [Tirmizi]

    (Kul için Allahü teâlâ katında öyle bir derece vardır ki, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belaya müptela olunca, o dereceye kavuşur.)
    [Ebu Nuaym]

    Günahın cezası
    Sual:
    Ne zaman bir günah işlesem, başıma bir bela geliyor. Belaya maruz kalmak neye alamettir?
    CEVAP
    Günah işlemek kötüye, belaya maruz kalmak iyiye alamettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, bir kuluna hayır murat edince, günahlarının cezasını dünyada verir. Şer murat edince günahlarının cezasını kıyamete bırakır.) [Tirmizi]

    (Belaya uğramış birini görünce "Bunu müptela kıldığı beladan beni koruyan ve bir çok kimseye vermediği nimeti bana veren Allah’a hamd olsun!" derse, kendine verilen nimetlere şükretmiş olur.)
    [Beyheki]


     
     
     
     

     

    Örtülü ve Özgür

    Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoforleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım, ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.

    Hayır; bu, herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek, erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de, bu, bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem, benim dişiliğim değildi. Problem, cinselliğim, daha doğrusu, bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı, benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.

    Peki, ben kim olduğumu bildikten sonra, onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet, vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine, meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı, sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım, bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de, bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?

    Yaşadıklarım, beni kimliğimle ilgili sorularla başbaşa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise, kimliğimin sürekli değiştiğini farkediyordum.

    ÖRTÜNME TECRÜBEM

    Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem, bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak ‘giyinerek’ dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz, uzun kollu pamuklu bir gömlek, kot, spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor, öyle de hissediyordum. Tabiî ki, gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim, çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.

    Yine de, insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını, daha önceden olduğu gibi, üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana ‘kardeş’ diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını farkettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı, çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim, çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim.

    Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden, sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.

    ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ

    Mağazanın dışında, birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine, “Ben Müslüman mıyım?” diye sordum. Bana, aslında nefes alan ve teslim olan herşeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime, ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında, Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim, camiye gidiyor, oruç tutuyor değildim, sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de, bütün bunlar, Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar, içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.

    Gördüm ki, kendi içimde nasıl olduğum, örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama, örtülü olmam, başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.

    UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI

    Ben, erkeklerden saygı aradığım için, örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri, Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak, örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra, bu görüşün uydurma, kasıtlı, ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra, tesettür hiç de zulüm filan değildi.

    O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve, hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi, kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın, başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu, kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense, fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki, tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil, cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi, diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.

    (Bu yazı, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib’de Ekim 1994’te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin, üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.)

     

     

     

    mutlu.yildiz03@hotmail.com

    *AYIN GÜLE SERENADI*
     

     

     

     AYIN GÜLE SERENADI

     

     

     

    l

    ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan

    hatırla bülbüllerin divane olduğunu

     

    dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş

    önce anlayamamış ona ne olduğunu

     

    gönderince kalbime ışığını bu gece

    bildim bütün aşkların bahane olduğunu

     

    şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim

    şaşırdım ayın kime pervane olduğunu

     

    ll

    rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım

    bal rengine boyuyor yolları senin için

     

    dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından

    aydınlığa çekiyor kulları senin için

     

    misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman

    sim-ü zerle süslüyor kumları senin için

     

    senin için ırmağa karışıyor denizler

    can meyvesi kırıyor dalları senin için

     

    lll

    bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm

    uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm

     

    Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten

    güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm

     

    yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından

    ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm

     

    bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber

    seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm

     

    Free web stats 

                                                                                                                                                           

     
     
     

    KİME EMANET.

     

     

     

            KİME EMANET

     

      mutlu.yildiz03@hotmail.com

    » Kime Emanet


    Hak Nebi’nin diline nifak sayılmış emanete ihanet, Tohum toprağa,yavru yuvaya,yuva anaya emanet,

     

    Şak şak olmuş toprak suya,su buluta emanet, Yusuf kuyuya,Mısır Yusuf’a emanet,

    Hak Nebi mağaraya,Medine Hak Nebi’ye emanet, İbrahim ateşe,İsmail bıçağa emanet, Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu, ne de mağara etmedi ihanet, Asrın İbrahimleri sana emanet!

     

    Arkadaş!Gel sen de bir kor gibi yak sineni, Çünkü hepsi Allah’a emanet. İçine doğru derinleş,dibi görünmeyen bir kuyu ol, Sakla Yusufları koynunda, Yusuflar sana emanet!

    Mağarada yılan olma, Güvercin gibi vefalı,örümcek gibi tehlikelere perdedâr ol, Mağara gibi al Muhammedi’leri,al yedi genci,al bütün bir gençliği…

     

    Hz.Sümeyrâ, Hak Nebi’yi evlâtlarına emanet etti. “Sakın O’na bir şey olursa eve dönmeyin” dedi. Dönmeden emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca vazgeçtiler eve dönmekten. Evlerinden çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba?

     

    Bilecik İstasyonunda yaşlı ana,oğlunu cepheye uğurlarken ona; “Oğlum babanı Dİmetoka’da, dayını Şibka’da, ağabeylerini Çanakkale’de kaybettim, Sen benim son yongamsın, sen de dönmezsen ben Allah’a emanet!” diyordu. Ve ilâve ediyordu “Git, sen de git! Minareler ezansız, camiler Kur’ân’sız kalacaksa, sen de git.” Ezan, Kur’ân ,Vatan kime emanet?

     

    Galiçya’da , Şibka’da, Dimetoka’da kalanların evlatları kime emanet? “Ben sağ dönseydim uğrunda öldüğüm Kur’ânı, Canımdan çok sevdiğim, İslâm’ı yavruma öğretirdim” diyen Ve fakat şimdi mabet yüzü görmeyen bu şehit evlatları kime emanet?..

     

    Cafer-i Tayyar şehit olmuştu, Hak Nebi geldi, yetimlerinin başını okşadı ve ağladı. Baş okşayan kim? Gözyaşı kime emanet? Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken, vücudundan kanlı kurşunu çıkarıp; “Arkadaşım Memiş, şunu al oğluma emanet et. Ben yaşadığım müddetçe vazifemi yaptım, inandığım mukaddesler uğruna can veriyorum. Senden de bunun hakkını vermeni istiyorum dediğimi ilet.” Mukaddes kurşun kime emanet!

     

     Sütçü İmamım!İki bacımızın yaşmağını aldılar diye Maraş’ı kana buladın. Senin şuurun kime, yaşmak kime emanet? Şair Hz. Amine’ye, “Ey Ebva’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın en güzel Gül’ü,” Derken bahçe kime, Gül kime emanet? Bilâller, dem tutan bülbüller nerede? Arkadaş! Gül de,bülbül de, bağ da, bahçıvan da, Bıçak altındaki İsmailler, ateş içindeki İbrahimler, kuyudaki Yusuflar, Şu gerideki isimsiz kümbet, şu ilerideki ıssız mabet,

     

    Unutma hepsi sana emanet!!! C.CÜNEYD

     

    KİME EMANET KLİBİ>>>> tıklayın

     

     

     

     
     
     
        
     
          ayrıca lütfen israil' ide boykot edelim!
     
     
     

     

    yukarıdaki animasyon için sevilay ablama teşekkür ediyorum..

     

     

     

    * Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
    * Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
    * Sert değildi, rıfk sahibi idi,
    * Edep ve hayâ âbidesiydi, 
    * Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
    * Karşısına çıkanı, candan dinlerdi.
    * Sözünde mutlaka dururdu.
    * Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
    * Nefsine hâkimdi,
    * Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,
    * Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.
    * Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
    * Kahkaha ile gülmez, fakat daima tebessüm ederdi.
    * Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı, 
     

     

    Bir çekirdekti kâinat.

    Big Bang’la çatladı filiz verdi.

    Yıldızlarla galaksilerle dal budak saldı muhteşem bir ağaç oldu.

    O muhteşem ağaç, Big Bangdan 15 milyar sonra birgün, en tatlı meyvesini verdi.

    Kâinata dünya doğdu.

    Bir çekirdekti dünya.

    Güneşle ve diğer gezegen kardaşleriyle beraber uzay toprağına düştü.

    Milyarlarca yıl boyunca, görünmeyen bir yaratıcının kudret ve hikmetiyle şekilden şekle girdi.

    Serpildi, gelişti ve güzelleşti.

    Mas mavi, şirin bir gezegen oluverdi.

    Ve 5 milyar sene sonra, dünya da en tatlı meyvesini verdi.

    Yeryüzünde hayat doğdu.

    Bir çekirdekti hayat.

    Hiçten ortaya çıkan, görünmezden beliren, çatlar çatlamaz her yeri istila eden bir çekirdek...

    Gezegenin karalarını ve denizlerini, yerin altını ve üstünü kapladı hayat. Her yere yayıldı. Binlerce, milyonlarca, milyarlarca meyveler verdi.

    Nihayet hayat ağacı da bir gün en mükemmel meyvesine ulaştı.

    yeryüzüne insan ayak bastı.

    Bir çekirdekti insan, yeryüzüne düştü, orada filizlendi.

    Ve kâinatın bütün güzelliklerini kendisinde topladı. Bütün kâinatta tecellî eden ilâhî isimlerin en güzel parıltıları onda yoğunluştı.

    Küçücük bir varlıktı insan, ama üzerindeki sanat kâinattan daha büyüktü.

    Birgün geldi, insanlık ağacı da olgunluğa erdi ve en mükemmel meyvesini verdi.

    Kâinata Muhammed Aleyhisselâm doğdu.

    Kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanlık âleminin bütün mükemmelliklerini tek başına kendisinde toplayan, tek başıyla bir kâinat olan en mükemmel varlıktı O.

    Onun gelişiyle kâinat olgunluğa erdi. çünkü kâinat olgunluğa ersin diye yaratılmıştı. Bir düşünün, “Onsuz bir dünya neye yarardı?” diye.

    O zaman anlarsınız kâinatın onun için yaratıldığını.

    *ÜMİT ŞİMŞEK*


     

     Free web stats

     

     Counter

    Online Degree Programs

     

     


     

    FON MÜZİĞİ OLAN _MİRAÇ_ ŞİİRİNİN ASLINI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN 
     

     
    "Allah diyen aslan"
    izlemek için >>tıklayın<<
     
     
     
      
     
     
     
    NAMAZ BAHANELERİNDEN YALNIZCA BİRİ:BENİM KALBİM TEMİZ!!!
     
    ŞİMDİYE KADAR HİÇ ZAMANI GELMEDİ DEĞİL Mİ???
    HEP BİR BAHANE ÇIKTI....
    AMA O BEKLENEN "SON AN" GELİNCE NOLCAK?
    ŞU GEÇİCİ 60-70 YILLIK ÖMRÜ
     (O BİLE MEÇHUL) 
     SINIRSIZ NİMETLERELE DONATILMIŞ
     "EBEDİ"
    HAYATA TERCİH EDİYORUZ!!!
    DİLE ÇOK KOLAY AMA "EBEDİ".....
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     __NUR ALEMİ__
     
    >>>>HİZMET...NİMETTİR<<<<
     
     
     
     
     
    BU SPACEDE BULUNAN BAZI YAZILAR 
    BİRŞEYLERE VESİLE OLMASI NİYETİYLE YAYINLANMIŞTIR...
    ZİYARETÇİ DEFTERİME NOT BIRAKMASANIZ DA LÜTFEN YAZILARI OKUMADAN GEÇMEYİN...
     
     
     
     
    YIKMAYA DEĞİL,YAPMAYA ÇALIŞIN...!!!
     
     
     
    İSLAMİYET
    GÜNEŞ GİBİDİR,ÜFLEMEKLE SÖNMEZ
    GÜNDÜZ GİBİDİR,GÖZ YUMMAKLA GECE OLMAZ
     
    GÖZÜNÜ YUMAN YALNIZ
    KENDİNE
    GECE YAPAR
     
     
     
     
     
     
     
     

    Free web stats

     
    Free web stats

    MAHŞER

     

    mutlu.yildiz03@hotmail.com 

    MAHŞER
     

     

     

     

    ZİYARETÇİ DEFTERİME NOT BIRAKMAYI UNUTMAYIN!!!

     

     

     

    .
     

    Mahşerinde belirli zamanı var,
    O'nu takdir eden yüce Allah var.
    Takdir edilen zamanı gelince,
    Yüce Allah OL emrini verince,
    Öncelikle melekler dirilecek,
    Onlara yeni görev verilecek.
    Allah, Cebrâil'e emir verecek,
    "Habibim Muhammed'e git!" diyecek.
    "Sakın korkmasın! Sûr üfürülünce,
    Üzülmesin ümmetin görmeyince".
    Cebrâil gidip dünyaya bakacak,
    Farklı dünya ile karşılaşacak.
    Ah! Ne Medine var, ne Uhud Dağı,
    Ne Mekke, Kâbe var, ne de Nur Dağı.
    Yeryüzü harab olmuş, tek canlı yok,
    Mescid yok, Mihrab yok, namaz kılan yok.
    Dünyaya hüzün çökmüş, her şey mahzun,
    Yer mahzun, gök mahzun, melekler mahzun.
    Cebrâil de, mahzun mahzun beklerken,
    "Muhammedim kalksa da, görsem" derken.
    Allah, İsrâfil'e emir verecek,
    İsrâfil derhal Sûr'a üfürecek.
    İsrâfil tekrar Sûr'a üfürünce,
    Kabirler sarsılıp, alt üst gelince,
    Atomlar birbirine karışacak,

    Bedensel yapılar tamam olacak.
    Berzahta bekleyen Ruhlar koşacak,
    Her biri kendi bedenin bulacak.
    Kabirden kalkış çok âni olacak,
    İnsanlar çılgın gibi fırlayacak.
    "Kabrimizden kim kaldırdı?" diyecek,
    İster istemez Mahşer'e gidecek.
    Kabirden kalkış çok farklı olacak,
    İnancına göre sıfat alacak.
    Kimi yürürken, kimi sürünecek,
    Kimi nurlu, kimi kara olacak..

     

    Mahşer yeri bu dünyada olacak,
    Tüm canlılar orada toplanacak.
    Güneş, dünyaya çok yakın olacak,
    Cehennemî bir sıcaklık olacak.
    Mahşerde sürekli gündüz olacak,
    Bir günü tam elli bin yıl olacak.
    Beyin kaynayıp, ciğerler yanacak,
    İnsanlardan korkunç terler akacak.
    İnsan, hayvan bir arada olacak,
    Cinler, şeytanlar da orda olacak.
    Melekler saf saf halka olacak,
    Mahşer yerini çembere alacak.
    Aşırı korkunç izdiham olacak,
    Çıplak bedenler birbirin yakacak.
    Cehennem Mahşer'e getirilecek,
    "İşte! Cehennem budur" denilecek.
    Cehennem öfkesinden patlayacak,
    Ateşini etrafına saçacak.
    Nefsi nefsi korkunç bir an olacak,
    Ana-baba yavrusundan kaçacak.
    Günah işleyen çok pişman olacak,
    Kahrından ellerini ısıracak.
    Ciğeri yanacak, dili sarkacak,
    Bir damla suya hasret kalacak

     

    Sonra amel defteri dağılacak,
    Gökten kar tanesi gibi yağacak.
    O an heyecan doruğa çıkacak,
    Herkes yaptığını orda bulacak.
    Kimine sağ yanından verilecek,
    İşte onlar, Cennet ehli olacak.
    Kimine sol yanından verilecek,
    Onlar da Cehennem ehli olacak.
    Allah'a, âhirete inananlar,
    Namazlarını düzenli kılanlar,
    Tesettür emrine bağlı olanlar,
    İlâhi emri tam uygulayanlar,
    Bunların sağ eline verilecek,
    Melekler onları tebrik edecek.
    Yüzleri gülecek, sevinecekler,
    "Bakın bakın!" diye gösterecekler.
    Korkuları, kuşkuları gidecek,
    Dostları onlara gıpta edecek,
    Arş'ın gölgesinde dinlenecekler,
    Havz'ı Kevser suyundan içecekler,
    Melekler onlara müjde verecek,
    "Sizlere korku, hüzün yok" diyecek.
    Ya Din'e, Kur'an'a karşı olanlar,
    Sapıtıp, taşa puta tapanlar,
    Çağdaşlığı hayasızlık sananlar,
    Genç kızın örtüsüyle oynayanlar,
    Bunların sol eline verilecek,
    O anda tüm ümitleri sönecek.
    Çılgın gibi sağa sola bakacak,
    Kahrından ellerin ısıracak.
    "Ah! Kabrimde toprak olup, kalsaydım,
    Şu an Mahşer yerinde olmasaydım".
    Ağlayıp pek çok ah vahlar edecek,
    Seller gibi gözyaşları dökecek.
    Melekler acıyarak seyredecek,
    "Dünyada ağlasaydın ya!" diyecek.. 


    Ardından sorgulama başlayacak,
    Adâlet Mîzan'ları kurulacak.
    Mîzan'da sevap-günah tartılacak,
    İlk sorgulama imândan olacak.
    İnançsız, sapık görüşlü olanlar,
    Taşa puta tapan müşrik olanlar,
    İslâm'a, Kur'an'a karşı olanlar,
    Mü'minlere baskı zulüm yapanlar,
    İlk sorgulamada elenecekler,
    Zebâniye teslim edilecekler.
    Ayağında zincir, boynunda demir,
    Allah, Zebâniye verecek emir.
    "Atın atın! Cehennem'e bunları,
    Gazabım, ateşim yaksın bunları!".
    "Dinim İslâm! Rabbim Allah! " diyenler,
    Allah'ın emrine boyun eğenler,
    İlk sorgulamada elenmeyecek,
    Namaz'ın sorgusuna geçilecek.
    Namaz'ın sorgusu çetin olacak,
    Tüm ayrıntılar ortaya konacak.
    Tam erginlik çağından başlanacak,
    Her vakitten tek tek sorgulanacak.
    Eğer bir vakti kazaya kaldıysa,
    Sonra onun kazasın kılmadıysa,
    Mîzan başında çok terler dökecek!
    Bilmem hesabını nasıl verecek?
    Kılınan ve kabul olan namazlar,
    Mîzan'ın sağına konulacaklar.
    Kılınmayanlar sola konulacak,
    Günahı aşırı korkunç olacak.
    Namaz, Mîzan'da etkili olacak,
    Çünkü sevabı çok fazla olacak.
    Beş vaktini düzenli kılanların,
    Kaza borcunu tamamlayanların,
    Sorgulamaları kolay geçecek,
    Kılmayanlar onlara imrenecek.
    Diğer farzlardan da sorgulanınca,
    Oruç, zekât ve hac tamamlanınca,
    Sonra sıra haramlara gelecek,
    El, ayak, deri tanıklık edecek.
    Bu dünyada açık saçık gezenler,
    Allah'ın emrine isyan edenler,
    Bilmem ki nasıl hesap verecekler!
    Ah! Dünyada bunları düşünseler!
    İçki içen, yetim malı yiyenler,
    Faiz, rüşvet, haramla geçinenler,
    Kumar oynayan, yalan söyleyenler,
    Gıybet eden, yalan yemin edenler,
    Kul hakkından da tek tek sorulacak,
    Mazlum, zâlimden hakkını alacak.
    Ana, baba, evlât, komşu hakları,
    Karı koca, yetimlerin hakları,
    Vuran, kıran, sözlü hakaret eden,
    Mazlum'a, garibe işkence eden,
    Haklar, sevap olarak verilecek,
    Hiç kimse hakkını af etmeyecek!...
    Zâlimin sevabı yetersiz ise,
    Ya da hiç sevap işlememiş ise,
    Mazlumum günahından yüklenecek,

    Çift günahla Cehennem'e gidecek!..
    Sevap ve günah tartıldıktan sonra,
    Haklılar, hakkını aldıktan sonra,
    Mü'mine Cennet yolu açılacak,

    Çekilen tüm çileler son bulacak!..                                     

     

     

    yazı için "firdevsi ala" ya çok teşekkür ederim

     

    •вαzı мєℓєкℓєяιи νє яυнαиιℓєяιи яυнυиυz∂αи çıкαи

    ιçтєи αиℓαмℓαя∂αи уαяαтıℓ∂ığıиı вιℓιуσямυу∂υиυz؟

     

    •ιℓαнι ѕєνgιує кανυşмυş ιиѕαиℓαя кєи∂ιℓєяιиι fєℓαкєтє ѕüяüкℓєує¢єк

     вαşαяıℓαя∂αи мαняυм вıяαкıℓıяℓαя

     

    •ιиѕαи уαℓαи ѕöуℓє∂ιğι zαмαи мєу∂αиα gєℓєи мαиєνι кσкυ∂αи ∂σℓαуı мєℓєкℓєя кєи∂ιѕιи∂єи вιя мιℓ(уα ∂α 1,5 км) υzαкℓαşıяℓαя.(н.ş.)

     

    _İSTEMENİN ESRARI_

    MUHAMMED BOZDAĞ IN KİTABINDAN

     

     
    kainatın efendisine
     

     

     

     

     

    Ebu Hureyre’den: “Başına bir iş geldiğinde:

    – ‘Şayet şöyle yapsaydım, şöyle olurdu’ deme. Fakat ‘Bu Allah’ın takdiridir ki, öyle olmasını diledi ve öyle yaptı’ de.

    Çünkü keşkeler, şeytanın vesvese ve kandırmalarına yol açar.”

     

     
    .
    Kainatın Efendisine...
    Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı? Ya ruh inceliğimizin
    şahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan o
    gözyaşlarımızı Senin için sarfetmek... Ağyara dökülürken o inci tanelerinin
    ızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere gark
    olması... Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor. Bütün
    varlık Sana hasret Efendim, Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor. Öyle ki,
    dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı. Çünkü kainat yaratılış sebebini
    tanımıştı. Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilinden
    âlâ-yı illiyyine çıkmıştı.
     
    Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü. Yılan, Hazreti Ebu Bekiri
    ısırmak zorunda kalmıştı, sırf Seni görebilmek için...
     
    Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş, Sana
    bir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı.
     
    Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya Rasûlallah!
     
    Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz; öyle ki, o gül
    bile Seni orada beklerken sararıp soluyor. Biz bir gül kadar bile olamadık ya
    Rasûlallah!
     
    Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin? Günahlarla
    kirlenen kalbimizi temizler misin ya Rasûlallah?
     
    Bizler burada Sana müştak seyircileriz. Hepimiz ayrı ayrı fıtratlarda
    yaratıldık. Büyük kova-küçük kova misali, Senin aşkını istidadımıza göre
    dolduruyoruz.
     
    Hakiki erenler, büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlar
    veya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar.
     
    Bizler bu dünyada olmasa da, Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizin
    ümidi içerisindeyiz. Belki de Sen \"Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz,
    olduğunuz yerde düşüp kalırsınız\" düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıyla
    saklıyorsun. Ne kadar da düşüncelisin!
     
    Bizler de, bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.
    Yaptığımız salih amellerde, bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Senin
    her an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizi
    haykırıyoruz.
     
    Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban
    (radiyallahu anh) gibi korkuyoruz. Cennete gitsek bile aşağı mertebelerde
    takılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,
    yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda:
     
    \"Kişi sevdiğiyle beraberdir\"
     
    Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki, Sen de
    bizleri çok seviyorsun. Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun?
     
    Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde, bizim
    günahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır.
     
    Şimdi ya Rasûlallah, ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımıza
    koşar mısın? Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin? Ve bir gün, rüyada
    bile olsa, O nazlı yüzünü gösterir misin?
     
    Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerin
    köpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca Senin üzerine olsun 
    Ey Allah'ın Sevgilisi...

     

     

     

    mutlu.yildiz03@hotmail.com

                                                                                                                                                           

                                                                                                                        

    ÜMİT ve yemek duası

     

     

    ÜMİT 
     

     

     

     

    Ümit Dinidir İslâm, Karamsarlık Yok

     

    "YE'S (ÜMİTSİZLİK) ÖYLE BİR BATAKLIKTIR Kİ DÜŞME BOĞULURSUN

    ÜMİDE SARIL,ÇIK BAK NE OLURSUN"

    MEHMET AKİF ERSOY

    Rabbimizin hem (rahmeti) hem de (gazabı) vardır. Ancak Rahmeti mi, yoksa gazabı mı fazla?

    diye sorulan bir soruya Rabbimiz kendisi cevap vermektedir:
    – Rahmetim gazabımı geçmiştir!

    Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını aşmış ve taşmıştır.

    Bunu kulunun iyiliğine yazdığı sevapla, kötülüğüne yazdığı günahtan da anlamak mümkündür.
    Kul bir iyilik yaparsa sevabını ondan başlatan Rabbimiz, bir kötülük yaparsa günahını birden başlatmakta, böylece rahmetinin gazabını geçtiğini de açıkça ilan etmiş bulunmaktadır.

    Kuran-ı Kerimde tekrarlanan âyetler de bunu ifade etmektedir:
    – Kim bir iyilik yaparsa on sevap yazılır. Kim de bir kötülük işlerse bir günah kaydedilir. (Enam–160).

     

     

    Görülen odur ki, kul bir iyiliğine on sevap aldığına göre ümitsizlik hissine girmemeli, sadece iyiliğini daha da çoğaltmayı hedef almalıdır. Zira bir iyiliğe on sevap yazıldığına göre kurtulması çok mümkündür.

    Rabbimiz de kulun kurtulmasını istediği içindir ki lehine koymuş hükmünü. Bir hayrına on sevap yazmayı takdir buyurduğunu ilan etmiştir kitabında. Hemen ilave edelim ki bu iyiliğin de zerresi zayi olmadan intikal edecektir mahşerdeki günah sevap terazisine.

    Bunu da ilan etmiştir Rabbimiz (Zilzal) suresindeki âyetinde:
    – Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görecektir.

     Kim de zerre kadar şer işlerse cezasına uğrayacaktır. (Zilzal 7–8)

    Bir gün bu âyetleri okuyan Efendimiz (sav)in huzurunda sahabeden Ebu Said el Hudri de vardı.

    Dikkatle dinledikten sonra sordu:
    – Ya Resulallah, bu âyette Rabbimiz işlediğimiz hayrın da şerrin de

     zerresinin zayi olmayacağını haber veriyor, değil mi?
    – Evet, öyledir, buyurunca, feryadı basıyor Ebu Said el Hudri:
    – Yandın ey Ebu Said yandın, annen ağlasın haline...
    Efendimiz (sav) soruyor:
    – Seni yakan nedir ey Ebu Said?

    – Ya Resulallah diyor, işlediğim şerrin zerresi dahi zayi olmayacaksa ben nasıl içinden çıkabilir,

    hesabını verebilirim bunca şerrin?
    Efendimiz tebessümle izah ediyor:
    – Ey Ebu Said diyor, senin zerresi zayi olmayan sadece şerrin değil ki. Hayır olan işlerinin de zerresi zayi olmadan terazinin sevap tarafına konuyor, böylece bire bir olan günahın karşısında bire on olan sevapların da tartıya giriyor, sevapların daha ağır geleceğinden seni inşaallah kurtarıyor. Yeter ki bire on kazandıran iyilik ve hayırlarını daha da çoğalt, lehine olan durumu daha da lehine çevirmekten geri kalma.

     

     

    Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir. Bir iyilik ve hayra on sevap verir, bunun da zerresini zayi etmeden terazisinde tartar, kulunu kurtarır. Yeter ki kul buna rağmen günahını ağır getirecek bir ihmal ve ilgisizliğe yönelmiş olmasın. Hayrı, şerrine galip gelsin.

    Bundan dolayı söylenmiştir şu söz:
    – Ümit dinidir İslâm, karamsarlığa yer yoktur!
    – Çünkü Rabbimizin rahmeti, gazabından çoktur!

     

    ahmet şahin

    "sorularla islamiyet"

     

     

     

    İnsanlığımız sönmüş mü? Kâlpler neden bu kadar hissiz? Niçin gözyaşları rüyalara terk edildi?

     Yoksa biz kendimizi yaşamıyor muyuz? Öyle değilse neden yanarken gülüyoruz?

    Ben, bize basiretli diyemeyeceğim. Çünkü göremiyoruz yarını...

    Anlayamıyoruz bizden evvel boğazlananların yerinde boğazlanacağımızı... 

     

                                                                                     mutlu.yildiz03@hotmail.com                                       

    <<<YAZICIDAN ÇIKTISI ALINIP MUTFAĞA ASILMASI VE HER YEMEKTE OKUNMASI TAVSİYESİ İLE>>>

    YEMEK DUASI

     

    Ey bizi nimetleriyle perverde eden SULTANIMIZ!

    Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet.  Bizi bu çöllerde mahfettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyyetini başıboş bırakıp idam etme. YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emenetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.  Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle. YA RAB! Resulu Ekrem Aleyhissalatü  Vesselamın bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddi ve manevi rızkımıza bereket ihsan et!.. Amin!...

     

    (Risale-i Nûr Külliyâtı'ndan...)

     

    bunu da kendim hazırladım...isteyen arkadaşlar bunu çıkarabilir...

     

     

     

    Kur’an’a göre ideal müslüman kadın karekteri

    Müslüman Kadın Allah'a Teslim Olmuştur

    Müslüman Kadın’ın İdealleri Büyüktür

    Müslüman Kadın Asil, Güçlü ve İradelidir

    Müslüman Kadın Duygusal Bir Kişilik Göstermez

    Müslüman Kadın Samimi ve Doğaldır

    Müslüman Kadın Cesur, dengeli ve dürüsttür

    Müslüman Kadın Boş Sözlerden ve Boş İşlerden Sakınır

    Müslüman Kadın Sabırlı, İffetli ve Onurludur

    Namazın bazı hikmetleri- İMAN

     

     

     


     

     
     
     
     
     
     

    Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir

     

    Dünya zevkinin terki, helâl bir şeyden kendini mahrum etmek veya malı elden çıkarmakla değildir. Fakat dünya sevgisinin terki, elinde bulunanların Allah'ın katında bulunanlardan daha güven verici olmaması ve bir musibete uğradığın zaman o musibet sende bırakılmış olsaydı sevabı için ona daha istekli olmandır.

     

     

     

    Sabaha çıktığın zaman kendine akşamın sözünü etme, akşama çıktığın zaman da kendine sabahın sözünü etme. Hastalığından önce sıhhatinden, ölümünden önce hayatından (istifâde edip tedbir) al. Çünkü sen, ey Abdullah! Yarın adının (mutlu mu, bedbaht mı) ne olacağını bilemezsin.

     

     

     

    Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

    "Vallahi sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördüğü dolunayla başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle buyurur:

    Ey Ademoğlu, benim hakkımda seni ne aldattı?

    Ey Ademoğlu benim için ne amel işledin?

    Ey Ademoğlu, Benden ne kadar hayâ ettin?

    Ey Ademoğlu, peygamberlere ne cevap verdin?

    Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim?

    Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben kulaklarının üzerinde kontrolcü değil miydim?

    Ey Âdemoğlu, sana helâl olmayan şeyleri söylerken Ben dilinin üzerinde murakıp değil miydim?

    Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken, Ben onların üzerinde gözcü değil miydim?

    Ayaklarınla sana helâl olmayan şeylere giderken Ben ayaklarının üzerinde gözetleyici değil miydim?

    Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerinde murakıp değil miydim?

    Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı ettin?"

     

     

     

    UNUTULAN SÜNNETLER

    "ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapısana yüz sehit sevabı verilir"(hadis-i serif)

    (hayata geçirilmesi temennisiyle...)

     

      

    Müsafaha etmek(iki müminin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

    Hutbenin arapça okunması

    Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması

    Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması

    Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda,taksi,dükkanv.s. )

    Namazları başı açık kılmamak

    Abdestte ayakları üç defa yıkamak

    Pantolonu katlayıp koymak

    Pantolonu oturarak giymek

    Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

    Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

    İstişare etmek

    Sakal ve bıyık bırakmak

    Çevreyi temizlemek

    Çıplak ayakla namaz kılmamak

    Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

    Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

    Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek

    Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak

    Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

    Ölüye definden sonra telkin vermek

    İslam nikahı kıymak

    Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

    Tırnağını Cuma günü kesmek

    Yatarken sağ tarafına yatmak

    Abdestli yatmak

    Yemeğe tuz ile başlamak

    Sofrada sirke bulundurmak

    Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

    Ezanın yüksekte okunması (mikrofonsuz)

    Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak

    Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak  (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

    Her gün ölümü düşünmek

    Gözlere sürme çekmek yatarken

    Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz,İsmi duyunca vacip,her seferinde ismi duyulunca müstahap)

    Her gün tövbe etmek

    Kabirleri ziyaret etmek

    Güneş doğduktan sonra bir miktar uyumak

    Yolda başı öne eğik yürümek

    Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

    Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

    Misvak kullanmak

    Cuma günü gusl abdesti almak

    Güzel koku sürünmek

    Mahrem yerleri traş etmek (En fazla15-40 günü geçmemek)

    Oturarak küçük abdest bozmak  (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

    Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

    Yemeği tek bir kaptan yemek

    Yemeği üç parmakla yemek

    Yemekten sonra parmağını yalamak

    Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu)

    Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)

    Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

    Günde iki öğün yemek

    Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek

    Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek

    Ölüm halinde su içirmek

    Cenaze namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

    Cenaze namazından sonra ayakta dua yapmamak

    Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak

    Cenaze evine yemek göndermek

    Kabristana selam vermek  (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

    Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi

    Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

    Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

    Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

     

    - Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)

    - Namazda Ruküya giderken erkeğin sırtının düm düz olması, kadınınki düze yakın ama tam düz olmaması (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Namazın Sünnetleri)

    -Camiye Girerken birileri varsa selam vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.

    -Ezan okunurken durmak. Gidebiliyorsa camiye koşmak.

    -Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını yıkamak.

    -İmanını sık sık tazelemek. -Bunun nasıl olduğunu sahabe-i kiram Efendimiz (s.a.v) 'e sorduklarında -La İlahe İllallah diyerek buyurmuşlardır. (İmam Gazali -Mukafeşetük Kulb)

    -Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.

     

     

     

    namazın bazı hikmetleri

     

    Namazın sağlık açısından bazı hikmetleri

     

     

    Müslüman, namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emrlerinde birçok hikmet, fayda vardır. Yasaklarında da birçok zararların olduğu muhakkaktır. Bu fayda ve zararların bir kısmı bugün tıp mütehassıslarınca tesbit edilmiş durumdadır. İslâmiyyetin sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dînimiz, ibâdetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar kılmayı emr etmiştir. Namaz kılan, sağlık için olan faydalarına da elbette kavuşur. Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalardan bazıları şunlardır:

    1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.

    2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.

    3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip-doğrulmakdan ötürü daha kuvvetli kan deveranına mâlik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “katarakt” veya “karasu” hastalığından korur.

    4- Namaz kılmakdaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.

    5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamıyan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.

    6- Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül, hem maddi, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin tâ kendisidir. Zirâ hem bedenî, hem de rûhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbâdet görevini yerine getiren bir kimse, rûhen dinlenmiş, temizlenmiş olur.

    7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.

    8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hattâ vücûtta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.

    Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yimemeğe ve yinilen gıdaların temiz, helâl olmasına da dikkat edilmesi de lâzımdır.

     

    İşte Dünya İşte Hayat

     
     
    Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki
    bir
    çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
    ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük
    bir
    dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
    vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği
    kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

    Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,
    dizinin
    alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
    Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir
    müddet
    öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan
    dışarı fırlayıp:

    - "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki
    modeller bir hârika!"

    Çocuk, ona dönerek:
    - "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir
    bacağım
    doğuştan eksik".

    - "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam
    insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı
    veya
    vicdanı."

    Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

    - "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

    Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

    - "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

    - "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama
    ayaklar
    yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ
    sakat
    insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

    Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
    hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

    - "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"

    Çocuk, başını yanlara sallayıp:

    - "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

    - "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu
    durumda
    20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

    Çocuk biraz düşünüp:

    - "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

    - "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan
    bir
    çocuğa satarım."

    Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

    - "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

    - "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

    - "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri
    kalır
    5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir,
    sattım gitti!"

    Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki
    raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde
    olanı
    çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni
    ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

    - "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun
    olurum."

    - "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek
    üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

    - "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika
    eşyalardan
    haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para
    tutar.
    Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."

    Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.
    Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya.
    Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara
    göz
    gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

    - "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız
    ya!"

    Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük
    kondurdu.
    Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde
    satsa,
    böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu.
    Sanki
    koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür
    edip:

    - "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek
    yok!
    demişti."

    İşte Dünya İşte Hayat
     
    Kimi gün ah, kimi gün vah, İşte dünya işte hayat!
    Bazen sevab her an günah. İşte dünya işte hayat!
    Kimi güler kahkahayla, kimi aşlar yaşı kanla
    Kimi öşünür makamla, İşte dünya işte hayat!
    Kimi suyu arar bulmaz, kimi içki içer kanmaz
    Kimi açlıktan uyumaz. İşte dünya işte hayat!
    Kimi barlarda sabahlar, kiminin derti var aşlar
    Her birinde ayrı haller. İşte dünya işte hayat!
    Kimi küsmüş bir dostuna, kimi girer kurt postuna
    Kimi başırır astına. İşte dünya işte hayat!
    Kimi yolcu çeker çile, kimi yaşar ilaç ile,
    Kimi rezil düştü dile. İşte dünya işte hayat!
    Kimi rüşvetin peşinde, kimi hile var işinde,
    Kimi zenginlik düşünde. İşte dünya işte hayat!
    Kimi işçi kimi memur, kimi boşa harcar ömür!
    Kimisi alamaz kömür. İşte dünya işte hayat!
    Kimi yıldız kimi güneş, kimi dürüst kimi kalleş,
    Kimine düşmandır kardeş. İşte dünya işte hayat!
    Kimi sazda kimi barda, kimi eşlenir kumarda,
    Kimi dilenir pazarda. İşte dünya işte hayat!
    Kimi zengin,kimi fakir, kimisi görülür hakir,
    Kimisinde yoktur fikir, İşte dünya işte hayat!
    Kimi zevkten olur deli, kimi dertli etmez belli,
    Kimi çolak tutmaz eli , İşte dünya işte hayat!
    Kimi aşlar babasına, kimi aşlar anasına
    Kimi hasret yuvasına. İşte dünya işte hayat!
    Kimi evde bekler hasta, kimisi de bekler posta
    Kimi zevkte kimi yasta. İşte dünya işte hayat!
    Kimi ölüm döşeşinde, kimi yeni beşişinde,
    Kimi kapı eşişinde. İşte dünya işte hayat!
    Kimi evli kimi bekar, kimi ayrılmaya bakar,
    Kimi fesat yuva yıkar. İşte dünya işte hayat!
    Kimi dertli kimi borçlu ,kimi mahkum,masum suçlu,
    Kimi zayif kimi güçlü. İşte dünya işte hayat!
    Kimi kavga kimi huzur, kimisi de cana muzır,
    Kimi insan kimi hınzır. İşte dünya işte hayat!
    Kimi orda kimi burda, kimisi de hasret yurta,
    Kimi sürünür çamurda, İşte dünya işte hayat!
    Kimi yaya kimi atlı, kimi acı kimi tatlı,
    Hayat denen şey fiyatlı. İşte dünya işte hayat!..
    Ne yalanlar gördüm, kısa ömürde.BNe yalanlar gördüm, kısa ömürde.Bir yarada sen açma şu gönülde.Hayat bir şekilde yolunda yürürde.Aşk yalanla yürümez, düşer gülüm
    ir yarada sen açma şu gönülde.Hayat bir şekilde yolunda yürürde.Aşk yalanla yürümez, düşer gülüm
     
    BiR MAL BEYANI (CAN YÜCEL'DEN)
    1-Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
    2-Gökyüzünde bi bulut
    3-Bitlis'te beş minare
    4-Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili
    5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
    6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
    7-Palandökende bir palan, iki döken
    8-Kastamonu'da üç kasto
    9-Üç fay hattı
    10-Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
    11-Dünyada mekan
    12-Ahirette iman
    13-Denizde kum
    14-Uzayda yerçekimsizlik
    15-Bi çuval gazoz kapagi
    16-Bi kiprit kutusu sigara izmariti
    17-On sekiz saç biti
    18-Biri ingilizce 6 adet küfür
    19-Yirmi tane boş naylon poşet
    20-Sevenlerin kalbinde kurulmus bir taht
    21-Bi sürü saç sakal, kıl,tüy,yün
    22-Uç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
    23-Bi ayakkabı çekeceği
    24-Iki büyük taş kütlesi
    25-Bir adet ağaç gölgesi
    26-Üç kuş kanadı sesi
    27-Bi sürü kedi köpek
    28-Bi marmara denizi
    29-Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
    30-Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
    31-Çalıp çalıp kaçilan beş melodili apartman zili
    32-Nakit 15 kuruş
    33-Anne babadan kalma yarisi yasanmis bi ömür
     

    welcomefish_1_.gif

    ERKEKLERDEN BÜTÜN BAYANLARA
    8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.
    Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacak.
    Beni seviyor musun? diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız.
    Bir probleminiz olduğunda bizden sorunu çözmek için yardım isteyin. Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işi.
    Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.
    Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan "ekmek masada değil" diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın. Bunda ne bir dolaylı anlam ne de bir iğneleme var.
    Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.
    Eğer aslında cevap beklemediğiniz bir soru sorduğunuzda duymak istemediğiniz bir cevap alırsanız, sakın şaşırıp kızmayın.
    Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.
    Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruz.
    En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: "En kolayını seç". Bizden komplike şeyler beklemeyin.
    Erkekler sadece 16 renk görürler. Şampanya bir renk değil, bir içkidir.
    Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. Tekrar ediyoruz, biz basitiz. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruz.
    Evet ya da hayır gibi cevaplar yeterlidir; soru ne olursa olsun. Başka anlamlar aramayın, "evet" ya da "hayır" işte.
    Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol bol yemek yemek, arkadaşlarla muhabbet, futbol, bira. Bizden başka bir şey beklemeyin. İster deprem, ister yangın, ister sel, ister dolunay olsun bizim için hafta sonları budur.
    Siz el çantalarını ne kadar seviyorsanız biz de birayı o kadar seviyoruz. Bunu anlamanızı beklemiyoruz, çünkü biz de sizinkini anlamıyoruz.
    Size "neyiniz var" diye sorduğumuzda, "hiç bir şeyim yok" derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin.
    Sizi düşünmediğimiz zamanlar da olabilir. Bu kötü bir şey değil, buna alışmalısınız. Bize ne düşündüğümüzü sakın sormayın, çünkü bu bizim için sizin politika, ekonomi, felsefe, futbol, kafa çekmek, göğüsler, kalçalar ve arabalar hakkında muhabbet edebileceğinizi gösterir, ama edemezsiniz.
    Yeteri kadar ayakkabınız ve elbiseniz var. Bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir

     
     
    Büyük kapı Sevgi;
    Hoşgörüsü Zemberek
    Tokmağı davet
    Girene açık
    Çıkana dar
    Açılmazsa o kapı
    Tokmağı çal kırılana kadar
    Kırılınca tokmak açılmazsa o kapı
    Bir ses gelir derinden

    Kim O?
    Büyük kapının sesinden Benim Sevgi
    Sen Sevginden bahsedince
    Açılırsa o kapı
    Sen vazgeçip de dönünce
    Bekleme hiç,
    Kırılan tokmağı al
    Büyük kapıdan
    Bahsedenin kafasına çal.

    İstersem dağı un,
    demiri yün,geceyi gün ederim..
    Seversem dikeni gül,
    nefreti kül,yüreğimi yel ederim.
    Ama gidersem dağları deler,
    yüreğimi kilitler,herşeyi siler giderim..